Motosikletlerimizle çıkacağımız uzun soluklu bir seyahat olacaktı bu. İhtiyacımız olabilecek her şeyi çantalar içerisine yerleştirdik fakat, tekrar tekrar kritik önemde atladığımız bir şey olup olmadığını da düşünmeden, gözden geçirmeden kendimizi alamıyorduk zira, rotamızda Yunanistan vardı, daha uzaklar da vardı. Günler vardı, haftalar vardı. Uzun uzun kilometreler vardı. Belki dağ yolları vardı, belki koşulları daha elverişsiz bir etap vardı, belki beklenmedik sürprizler vardı ama, tüm bu farklı düşüncelerin, ihtimallerin hepsinin ardında inanılmaz bekleyiş, güçlü bir arzuyla yolda olma, ana karışma dürtüsü hakimdi. Aslında eksik kalan şeyleri gittiğimiz her yerde de temin etme imkanımız bulunuyor ya, işte yol bu, yolculuk, sınırın öteki tarafı, ülke topraklarının uzağı gibi bir takım etkilerle de düşünen zihin bu gerçeklikten farkında olmadan uzaklaşabiliyordu.

Motosiklet ve seyahat, hayatım boyunca birbirine çok yakıştırdığım ve hep devam etmesini sağladığım ikili oldu benim için. Yaratabildiğim, planlayabildiğim her zaman diliminde yola çıktım, o gün sahip olduğum motosikletim her neyse. Bugün dahi geriye dönüp baktığımda iyi ki dediğim oldukça subjektif, kendi işlediğim derinlikte, keyifli bir aktivitem oldu ve olmaya da devam ediyor…

Bu defa uzakta Yunanistan ile başlayacak olan Balkanlar turu bu zaman dilimini yepyeni hikayelerle, birbirinden güzel anlarla dolduracaktı. Biz Yunanistan’a İpsala sınır kapısından girecektik, buna göre ilk günkü rotamızı oluşturduk.
Sarı sıcakların henüz başladığı mevsimde bir gündü. Heyecanımız, iştahımız bu yola dair muazzamdı. Ruhumuzun coşkusu kararlı bir istikrarla hayallerine doğru ilerlediğini her katedilen kilometrede hissediyor ve yüzümüze yansıyordu. Ne güzel yollar, şehirler, köyler, farklı kültürler, lezzetler, tarihe karışan köşeler ve yanında kendimizle ilgili yeni keşifler veya bir kez daha ve belki daha önce hiç tatmadığımız zorluklarla kendimizi tanımaya dair içsel yolculuğumuz aynı zamanda başlıyordu.

Tempomuz gezi kıvamında olacak ve yolu, yolculuğu sözüm ona yavaş yavaş adımlar gibi, her kilometrenin tadını çıkarırcasına algımızı, zihnimizi hazırladık ve günün hafif serin yanıyla yola, binlerce kilometre yolculuğun ilk adımı atılsın diye haykırıp, hareket ettik.

İlk gün normal seyrimizle, çeşitli noktalarda molalarımızla (anın içinde karar verip) İpsala’ya vardık. Yol boyunca denize yakın, yazlık yerleşimlerin oldukça hakim olduğu güzergahta ilerledik. Sıcaklara yüzü dönük mevsimin hazırlıklarının yapıldığını etrafımızda yaygın bir şekilde görebiliyorduk. Tüm bu hazırlıklar yeni şeyleri çağrıştırıyor ve bir kez daha seyatimize dair heyecanımızı arttırıyordu. En güzel yanlarından bir diğeri de daha önce bilmediğimiz yerlerde eğreti yol kenarı molalarla kokusu ile adeta her hücremizi uyandıran taze taze demleyip, oracıkta denk geldiğimiz eşsiz manzaraya karşı yudumladığımız sıcak kahvelerimizdi. İlk gün rotamız boyunca bu aktivitemizi de olabildiğince keyifle vakit ayırdık.

İpsala’dayız bu gece fakat inanılmaz bir sivrisinek istilası ile de karşıkarşıyayız. Geniş çeltik tarlaları, Meriç Nehri ve deltası buna etken olan şeylerden bazılarıydı. Özellikle çeltik tarlalarının ihtiyacı olan sulu tarım, durgun ve sığ su sivrisinekler için mükemmel bir üreme alanı olduğunu biliyoruz fakat, İpsala ile bunu yaşayacağımızı pek de hayal etmedik açıkcası. Öncelikle konaklayacağımız yeri belirlemeye çalıştık gerçi birkaç alternatif harici yer de bulunmuyor diyebilirim. Müsait yer bulmak da pek rahat olmadı. Gittiğimiz bir oteldeki görevlinin gösterdiği odalar hayal kırıklığı ve sunulan fiyat hayal kırıklığımızı daha da perçinliyordu. Belli bir zaman harcadıktan sonra, daha makul koşullar olması yönünden beklentimiz dahilinde bir otelde yerlerimizi ayarladık. Saatin de ilerlemesi ve havanın kararmaya başlaması ile her ne kadar gün boyu yaşadığımız sıcaklık, uzun süre yaptığımız sürüş ve vardığımız yerdeki yüksek nem oranı ekipmanların içinde şartlarımızı zorlaştırsa da sivrisineklerden dolayı ekipmanlarımızdan kurtulmadan ve motorları park etmeden önce ilçe merkezinde salaş bir lokantada ama, oldukça lezzetli çeşitlerle yemeğimizi yedik ve pek de açıklarda vakit geçirmeden bugünü sonlandırmaya karar verip, otelemize ve odalarımıza çekildik.

İlk günün sonunda keyifliydik yolda olduğumuz, yolculukta olduğumuz için…

Yaz mevsiminin ortasına doğru ilerleyen şu sıralar sabahları hakim tatlı serinlik ile güne uyanmak da ayrı bir keyifli hale geliyor. Yine böyle bir günle yeni günümüze başladık. Otelde tam olarak kenarında yer alan derme çatma bir oda tadındaki salonda kahvaltımızı yaptık ve hareket ettik. Sınırdan önce yer alan benzinlikte yakıt ikmalimizi yapıp, hızlıca son kontrollerimizi tamamlayıp sınıra doğru devam ettik. Tabii yine termoslarımıza da kahvelerimizi hazırladık.

Molalarda sıklıkla denk geliyordu o an tesadüfen karşılaştığımız, ilgisini çeken görsel tema ile yaklaşıp sohbete başlayan kimseler… Çok sıradan olan bu tür sohbetlerin garip de bir huzur barındırdığı gerçeğini açıkça ifade etmeden geçemeyeceğim.

Kapılardan geçip Yunanistan topraklarına giriş yaptık. Sınır geçişlerinde herhangi bir sorun yaşamadık, yalnızca biraz vaktimizi alan sıra vardı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir